Duyurular





E-Bülten

Hava Durumu

Döviz

1 $ = 3,87 TL
1 € = 4,57 TL
1332813 Ziyaretçi

ANA SAYFA








SİTENİN FELSEFİ AÇILIMI

TAŞLARIN SİKLON ENERJİ MUCİZELERİ
İnsanın bedeni de topraktaki minerallerden oluşur. Tüm bitkiler de topraktaki minerallerden oluşur.
Bu nedenle; İnsan ihtiyacı olan takviye mineralleri bitkilerden alması kadar doğal bir şey olamaz.
PHYTOTHERAPY= bitkilerle hastaları tedavi bilimidir.Bu bilim, çok etkili bitkilerden hafif etkili bitkileri kapsar ve inceler.

Çok etkili bitkiler de çoğu zaman zehirlenme riski bulunmaktayken , hafif etkili bitkiler zehirsiz ve zararsızdır. Bu avantajlarından dolayı korkusuzca uzun süreler kullanılabilir. Bedenimizde kalıntı ve alışkanlık yaratmazlar.
Günümüzde sentetik-kimyevi ilaçlar çoğu zaman bedenimizde tahribatlar, kalıntılar bırakmaktadır.

Günümüz phytotherapy bitkilerle hastalıklarla tedavi yöntemleri geçmişe göre daha iyi araştırılmış ve son derece iyi sonuçlar alınmaktadır.
Günümüz sentetik kimyevi ilaçlar AİDS’e çare bulamazken; CASTANOSPERMUM (Avustralya menşeili bir bitki) ve SARI KANTARON otunun birleşiminden elde edilecek bir serum ile tedavi yapılabilir.
Yakıotu çayı ise, çağımız erkeklerinin prostat rahatsızlığına kesin çare olmaktadır.
Bitkilerin daha faydalı olmasını istiyorsanız mümkün olduğunca taze olanlarını tercih etmelisiniz.
Bitki çayı hazırlarken kesinlikle kaynatılmamalıdır. Çünkü bitkilerin kaynama katsayıları suyun kaynama kat sayısından daha düşüktür. Aksi taktirde etkili maddeler özellikle de uçucu yağlar yok olabilir.

Eğer hasta, bitkileri kullanmasına rağmen bir iyileşme olmuyorsa, hastanın yattığı ya da çalıştığı mekanın “GEOPATİK” enerji alanları araştırılmalı ve dışına çıkarılmalıdır.
İnsan kendi sağlığını koruyup kollamaz ise, bedenimiz bir gün mutlaka kendini cezalandırır.
PARASELSUS’un dediği gibi, tüm otlar ve bitkiler, tüm denizler ve doğalar bir eczanedir.

Doğal yöntemlerle tedavi; insanoğlu var olduğundan bu yana (hatta hayvanlar) doğasındaki sezgilere uyarak bedensel rahatsızlıklarda ihtiyaçlarını ön sezgileriyle bularak yemektedirler.
 
Yaşadığımız bilim çağında bu sezgilere uymak, kişiye zor gelebilir. Ama bu mümkündür ve gereklidir. Modern insanın yaşam biçimi gitgide doğallıktan uzaklaşıyor ve gücünü idareli kullanamıyor. Sezgilerini yitiriyor.
 
Doğallığını koruyabilen az sayıda insanın ise sezgileri güçleniyor ve toplum tarafından hayret ve hayranlık ile izleniyor. Bu insanlar sezgilerini kullanarak çevresindeki insanlara bozulan sağlıkları hakkında bilgiler aktarıp, tedavi yöntemlerini söyleyebilmektedir.
 
Bitkilerin ana gövdesini, toprakta ilk filizlenen tohumlar oluşturur. İlk filizleme aşamasında tohum bitkiyi ilk aşamada besleyip büyüten bir mineral, vitamin ve etken madde deposudur. Tohumlar bitkinin tüm etken maddelerinin özünü oluşturur.
 
Eğer bitkilerin çiçekleri toplanmaz ise meyve ve tohumlar oluşur. Bitki çiçekleri de tohumların tüm etken maddelerinin özünü oluşturur. Bundan da şu gerçek ortaya çıkmaktadır. Şifa için bitkilerin hem tohumları, hem meyveleri ve hem de çiçekleri aynı oranda şifa verebiliyor anlamı ortaya çıkıyor.

Son yıllarda yapılan araştırmalar göstermiştir ki; Tanı koy-Tedavi et ikilemi arasında sıkışıp kalan yeni Tıp, hastalara doğru teşhis ve tedavi yapamamaktadır. Tanı ve tedaviden olağanüstü gelirler elde eden tıp, artık bilim olmaktan çıkmış ve tamamen endüstri sanayi dalına dönüşmüştür. Hastaların paralarını gasp eden kumar makinalarına dönüşmüştür. Bu ilişki hastanın doktoruna güvenini sarsmıştır.

Hastaneler sadece tanı yöntemlerini yüksek teknolojili cihazlarla, bilgisayar ortamında mükemmelleştirmiştir. Ancak doktor-hasta ilişkilerinde “Hastanın (insanın) yerini hastalıklar, doktorun yerini ise teknolojik cihazların aldığı” yeni ilişkiler almıştır.

Bu gelişmeler, yanlış tanı ve tedavi, hastayı daha az tanıma, hastanın doktoruna güvenini sarsma, daha çok tıbbi komplikasyon, daha fazla sorunlu hasta, materyalist doktorlar ve iyi sonuçlar vermeyen şifacılığı getirmiştir.

News week dergisinde yayınlanan bir yazıda, hasta doktor ilişkileri yeniden değerlendirilmiş;

Dergi, ünlü Macar psikiyatrist Michael DALİNT’in araştırması;

Tedavi edici etkiye sahip bir tıbbın gücünün bulunmadığı durumlarda hastalar en çok maneviyatını geliştirecek alternatif Tıbba başvurduklarını ve alternatif tıptan son derece iyi sonuçlar aldıklarını, üstelik de maliyetlerin hastane sanayi ve materyalist doktorların çıkardıkları maliyetlerin yok denecek kadar çok altında olduğunu belirtmiştir.

Alternatif tıpla tedavi olan hastaların, hem sağlıklarına kavuştuklarını hem de maneviyatlarını yüksek tutarak yeniden hasta olmadıklarını en önemlisi de hastane kapılarında bitkin düşmelerini ve maddi yıkıma uğramadıklarını belirtmiştir.

Kısacası HASTALAR; Hastane (Teknolojik cihazlar) ve materyalist doktorlardan göremediği duygusal yaklaşımı, alternatif tıbba gönül vermiş kişilerden görebilmekte ve manevi huzura erebilmektedirler.


TİMUS BEZİ KAPSÜLÜ

Timüs, birincil lenf organlardan biridir. Göğüs kemiğinin (sternum) arasında yassı ve iki loplu yapıda bir organdır.

Bebek ana rahmindeyken vücuda oranla daha büyük oluşan, doğumdan sonra büyümeye devam eden bir organdır.

Timüs bezi bebeklikten, gençlik yıllarına kadar çocukları, dışardan gelen ve vücut içinde oluşan mikrop, bakteri ve mantarlara karşı korur.

Timüs bezi 35 gram civarında olup, rengi kırmızımtırak gridir. Parankima dokudan oluşur.

Timüs bezi bağ doku ile kaplı olup birçok bölmelerden (retiküler, hücreler ve lenfositler) oluşur. Timüs bezi lenfosit sentezleyerek vücudu enfeksiyonlardan korur.

TİMÜS de; kortex, nurse hücreler ve thymositler bulunur. Olgun T lenfositler, dentritik medullar epitelya hücre ve keratinize yapılı hücreler bulunur.

80’li yıllara kadar timüsün, endokrin (içsalgı bezi) bir organ olduğu (antikor yapımında rol aldığı) düşünülüyordu.

Daha sonraki yıllarda timüsün kemik iliğinde yapılan T-lenfositleri mikroplarla savaşabilecek duruma getiren (eğitim organı) organ olduğu keşfedildi.

İnsanlarda bağışıklık sistemi, hücrelere bağlı bağışıklık ve humoral (sıvılara bağlı) bağışıklık olmak üzere iki tiptir.

Hücrelere bağlı bağışıklık sitotoksik (hücre öldürücü) ve fagositik (hücre yiyici) mekanizmalarla antijen taşıyan yabancı hücrelerin yok edilmesidir.

Humoral (sıvılara bağlı) bağışıklık ise, kan plazmasında antigor adı verilen immunoglabulinlerle yapılan, organizma antijenlere karşı koruma işlemidir.

T-lenfositler hücrelere bağlı bağışıklıkla, B-lenfositler ise sıvılara bağlı (humoral) bağışıklıkla vazifelidir. T-lenfositler timüste eğitilirler, B-lenfositler ise kemik iliğinde eğitilirler. Burada vücut savunması yapabilmek için LENFOİP dokuda (kasıklardaki lenf, koltuk altı, bademcikler, boyun çevresi düğümleri vb.) toplanır.

Timüs bezini aşırı heyecan, stres, depresyon, ankisiyete gibi durumlar çok sık olduğunda, timüs bezi işlevini yapamaz (bloke) olur.

Kalp, karaciğer, böbrek ve akciğer organ nakillerinde, timüs bezi çok ciddi reaksiyon göstererek bu organları yabancı bir madde olarak görüp saldırabilmektedir. Bu durumda çok ciddi sağlık sorunları olabilmektedir.

TİMÜSÜ UYARIP (STİMÜLE) AKTİVİTESİNİ YÜKSELTME YÖNTEMLERİ

  • Kahkaha ile gülmek, gülümsemek.
  • Timüs bezi üzerine gelecek şekilde sık sık tempolu vurmak.
  • Dil ucunun, ağız iç üst damağına bir müddet sürtmek.

1993 yılında California üniversitesinden Dr. Paul EKMAW tarafından yapılan bir araştırmada, gülümsemenin timüsün aktivitesini yükselttiğini ve timüsün bağlı olduğu organlarda ciddi iyileşmeler görüldüğünü tespit etmiştir.

Özellikle oksitosin, endorfin, sertonin gibi mutluluk hormonlarında artış tespit edilmiştir.

Dr. John DİAMOND ve ekibi de, dilin üst damağa sürtmesi anında; sol ve sağ beyin küreleri arasında denge ve iletişimin arttığını tespit etmişlerdir. Bu durumun kişiyi daha huzurlu ve güvende hissiyatını arttırmaktadır demişlerdir.

Londra tıp fakültesi Prof. Roitt ve İsveçli Dr. Sandberg; “timüs bezi sağlığını düzeltmeden” kanser tedavisi kalıcı çözüm olamaz demektedir. Myastenra gravisli (sinir, kas birleşimindeki)hastalarının %85 de timüs bezinde çeşitli anormallikler tespit edilmiştir.

Konjenitanı kalp defektleri ve ağır enfelgıyon hastalarda timüs bezinde anormallikler tespit edilmiştir.

Kanser kuramının formülünü hazırlayan Nobel ödüllü Avusturyalı Mc. Farlane BURUNER; “Timüs bezinin işlevleri tam arttırıldığında, bedeni her türlü kanserden kurtarmak ve korumak için büyük bir yetenek kazanacağını” ortaya koymuştur.

En önemlisinin de kanser riskinin ortadan (başlamadan) kalkacağını iddia etmiş ve ispatlamıştır. Timüs bezini en kolay ve sürekli aktive eden maddenin elmas ve kuars olduğu kanaatindedir.

VAGUS NERVE SİNİR AĞI

Vagus nerve; kafatasından (beyinden) çıkıp boyundan aşağı 20 cm. (timüs bezine kadar) inip, akciğere, kalbe, mideye parasempatik dallarla bağlanan, timüs bezinden tekrar gırtlağa paralel, tekrar çeneye doğru çıkan sinirlerden oluşur. Burada; soluk borusuna, bronşlara, tiroit, paratiroit, ses tellerine, hançere çizgili kaslara, dil kökü ve ucuna, çeneye, ağız içi yumuşak dokuya, dudaklara, yutak, yemek borusuna hatta diş köklerine dallar vererek bağlanır.

Vagus nerve tüm salgı bezlerini hem birbirlerine hem de beyine bağlayan özellik gösterir. Aynı zamanda tüm kaslar, vagus nerve sinirleri vağıstası ile işlev görürler. Bu nedenle vagus nerve hastalarında ilk belirti konuşma (kekeme) bozukluğu ve kaslarda zafiyetler multiple sclerosis (MS) amiyoptrofik lateral skleroz (ALS) (Ünlü İngiliz bilim adamı Stephen HAWKING hastalığı) oluşmaktadır.

Vagus nerve vücuttaki; KEMORESEPTÖR (hormonal, kimyasal enerji değişiklikleri) ve BARORESEPTÖRLERİN (basınç bildirici) algılamaları bildiren organlara bağlanarak, buradaki oluşumları beyinin ilgili bölümlerine (iletip) taşır.

Timüs ve amigdala bezlerinde de KEMORESEPTÖRLER bulunur ve buradaki hormonal değişimler, kimyasal enerji dalgalanmaları, vagus nerve vağıstası ile beyinin ilgili bölümlerine (taşınır) iletilir.

Timüs bezi sağlığını en iyi koruyan mineral ÇİNKO’dur.

TİMÜS VE VAGUS NERVE STİMÜLASYONU (Uyarı)

Timüs bezi gibi; tüm hücrelerde, tüm organlar hatta tüm atom çekirdekleri TİTREŞEREK işlevlerini görür ve enerji üretirler. Stimülasyon kalbin tüm aktivitesini arttırır. Bu kalbin frekans ve kasılma gücünün artmasıyla gerçekleşir. Parasempatik stimülasyon temelde, buna zıt etkiler yaparak kalbin tüm aktivitesini yavaşlatır. Sempatik stimülasyon bir pompa olarak kalbin etkinliğini arttırır. Halbuki parasempatik uyarı, kalbin pompa gücünü azaltır. 

Sağ vagus siniri kalbin sinoatrial nodülünü uyarırken, sol vagus siniri ise atriovetriküler (AV) (sinis elektriği) nodu uyarırlar. Sağ vagus uyarılması sola göre daha fazla oranda kardiak yavaşlamaya neden olmuştur.

Kardiyak yavaşlamayı engellemek için vagus nerve stimülasyonu sol vagus nervenin kardiak dalları çıkartan sonraki mid-servikal bölümüne yapmalı. Stimülasyon sol vagus sinirini üzerine yapılır. Böylece, BRADİKARDİ (nabız atışı düşüşü olasılığı) kaldırılmış olur.

Sağ vagus kalp atriumları, sol vagus ise ventriküler işlevleri ile ilgili olması nedeniyle, sol vagusun kardiyak etkilere daha az sebebiyet vermesi komplikasyonsuz tedavi sağlar.  

Somatik yöntemler;

İnsan vücudunda 43 sinir segmenti vardır. 31 beyin segmenti omurilikte, 12 sinir segmenti beyin sapındadır.

Sipinal, kranigal ve ortak sinirlere ayrılır. 

EKT VTMS psikoterapi

Sağ vagus kalp atriumları, sol vagusun vetriküler işlevlerle ilgili olmasından dolayı vagus nerve stimülosyonun kardiyak etkilere daha az sebebiyet vermektedir. VNS mide ve kalp işlevleri üzerinde olası etkilere dikkat edilmelidir.

1949 yılında Maclean ve Pribram vagus nerveyi uyardıklarında lateral frontal kortekslerde yavaş dalgalanmalar tespit etmişlerdir. Amigdallerde yavaş dalgalar saptamışlardır.

VNS uyarıldığında nöral süreçte inhibisyona yol açtığı aşikardır. Vagus aslında bir otonom sinir sistemi olmasına rağmen, epilepsi, depresyon gibi bilinçle ilgili komponetlerin düzeltilmesinde kullanılabilir.

Genel olarak vagus kalp hızı ve mide tonusu gibi otonom işlevlerden sorumlu para sempatik efferent bir sinirdir.

Bununla birlikte %80 oranında afferen duyusal liflerde taşıyan karma yapıya sahip ve beyin, boyun, göğüs ve karından aldığı duyuları iletir.

Vagus siniri soliter taraktus çekirdeğinde sonlanan afferent duysal lifler taşımaktadır. Bu lifler vagusun diğer motor çekirdeklerine gidenlerden farklıdır.

Nukleus traktus solitarius gelen duyusal bilgiyi beynin diğer bölgelerine iletir. Hipotalamus ile insula orbitafrontal ve prefrontal korteksleri kontrol eden çeşitli talamik bölgelere dağılım olur.

Böylece duygu durumun düzeltilmesinde görevli olan amigdala ve stria terminalis gibi merkezlere ulaşılmış olur, böylece amigdala singulat çekirdek ve hipotalamus da aktivite artışı gözlemlenmiştir.

Vagus nerve stimülasyon uyarıları, amigdala da, infralimbik korteks ve lokus serulus işlevlerindeki değişiklikler ve reotonin, norepinefrin, GABA ve glutamat işlevlerinde oluşan değişikliklerin PET ile saptanmış olması gelecekte stimülasyon (uyarı) cihazları için önemli ipuçları oluşturmaktadır.

Sol vagus uyarısının, kalp işlevleri üzerinde, sağ tarafın uyarılmasına “kıyasla çok daha az etkisi” olmaktadır.

Fleshnerin 1998 yılında yaptığı çalışmaya göre vagus nerve stimülayonunda (uyarısında) plazama stokinlerilere karşı beyin tarafından verilen yanıtlar vagus nerve üzerinden verilmektedir.

Antidepresif ilaçalrın oluşturduğu etki ile vagus nerve ve timüs bezi stimilasyonu anatomik ve nörofizyolojik açısından benzerlik göstermektedir demektedir.

TİMÜS BEZİ AKTİVASYONU

  • Endoktrin bir organdır,
  • Lenf bezi görevi görür,
  • Bilobuler (iki loblu) organ,
  • Retikül bağ dokulardan oluşur,
  • Sinir ağları ile dokuludur.
  • İmmülojik-timosindir.
  • RESEPTÖR görevi (hormon stoklayıcı, aktifleyici) yapar.

RESEPTÖR

Hormonlar sentezlendikten sonra proteinlere bağlanarak kan yoluyla hücrelere taşınırlar. Hormonlar hücre zarın geldiğinde önce reseptörlere girerler (alırlar) burada aktive (kullanıma hazır hale) gelirler ve hücre içine girerek kullanılırlar.

TİMÜS BEZİ HİPOTALAMUS VE TALAMUS adına başın altındaki organları (akciğer, kalp, sinüs düğümü, lenf bezleri, troit, paratiroit vb. ) aktive eder, kendi aralarında iletişimi koordine eder. Bu nedenle vagus nerve beyinden iki dalla boyundan geçerek timüs organına kadar iner ve oradan sempatik ve parsempatik dallarla tekrar boyundan gırtlak, damak, ses telleri dil kökü, dil ucuna kadar dallarla bağlanır. Akciğer kalp sinüs düğümü, tiroit tersine sinir bağları ile bağlanır.

SONUÇ;

Vagus nerve sinir ağında bir problem olduğunda ilk etkilenen organ hançere ve ses telleridir. Timüs bezi rahatsızlandığında, bir problem olduğunda ses telleri ve hançere etkilenir ve konuşma kabiliyetini kaybederiz.

Bunun nedeni vagus nerve göğüs boşluğuna kadar indikten sonra, timüs bezine giriş yapıp, timüs bezinden kalbe, akciğere, tiroit bezine, ses telleri, hançere ve diğer organlara dallar vererek işlevi görülür.

Vagus nerve sinirlerindeki rahatsızlıklar, timüs bezinin işlevini bozarken, timüs bezindeki rahatsızlıklarda, vagus nerve sinirinin işlevini bozmaktadır.

Timüs bezi işlevi düzeltildiğinde, vagus nerve işlevleri de sağlıklı işlev görecektir. Kalp ritim bozukluğu için stimülasyonu kalbin sol tarafına yapılması.

Timüs bezinin aktivitesini artırmak için stimülasyonu iki göğüsün ortasına yapılması gerekir.

Altın kolyenin ortasına gelecek şekilde (kesintisiz, doğal titreşim için) pembe kuars veya elmas parçacığı yerleştirilmesi gerekir.


ALKALİNLİ BESLENME İLE ZAYIFLAMA

Suda bulunan HİDROJEN ve HİDROKSİT İYONLARI, suyun ALKALİK (asidik) özelliğini oluşturur.

Eğer sudaki Hidrojen iyonu fazlaysa su “ASİDİK” Hidroksit iyonu fazlaysa “ALKALİ”su olur. Su ph değeri 7 seviyesinden düşükse su “ASİDİK”ph değeri 7 seviyesinden yüksekse “ALKALİN” sudur.

İnsan vücudunun ph değeri 7.35-7,45 aralığındadır. Alkalin su hücrelerimize daha hızlı nüfus ederek insan sağlığını korur. Alkali su yoğun antioksidan ihtiva eder.  Alkalin suyun ph’ sı 8-8,5 Aralığındadır. Asidik olan her şey insan sağlığına zarar verebilir. Asidik suyun ph’si 7 den düşüktür.

ASİDİK ÜRÜNLER: Beyaz un, şeker, tatlandırıcılar, siyah çay, gazlı içecekler, cips, rafine tuzlar, fast food yiyecekler, alkol, sigara, ketcap, tüm kızartmalar, kahve vb. gibi.

Öfke,kin ve nefret duyguları da asidik etki yaratır.

ALKALİN özellik gösteren maddeler: Salatalık, zencefil, ıspanak, brokoli, turp, soya filizi, buğday çimi, karpuz, zeytinyağı, nane, kekik, deniz tuzu, marul, maydanoz, tere, karahindiba, limon elma sirkesi, su da bekletilen ceviz iç, bürüksel lahanası.

Alkalin Su Nasıl Yapılır;

2 litre suya yarım tatlı kaşığı İngiliz karbonatı atılarak eritilir. Bir bardak ılık suya bir çay kaşığı limon suyu ilave ederek veya bir bardak suya birkaç damla elma sirkesi damlatarak suyu alkali suya dönüştürürsünüz.

İngiliz karbonatı, limon ve elma sirkesi alkali bir madde olduğundan SU ALKALİ SUYA dönüşecektir.

ALKALİ SUYUN en önemli özelliği bedenimizdeki yağları eriterek, hızlı zayıflamayı sağlar.

Zayıflama Kürü;

  • Her sabah aç karnına bir bardak (ALKALİ) su içilecek.
  • Öğleye doğru, mevsim domatesi suyu sıkılarak içilecek.
  • Sabah ve öğle yemeği mutlaka yenecek.
  • Akşam yemekleri yatmadan en az dört saat önce yenecek.

Akşam yemeği marul, ıspanak, tere, maydanoz, brokoli, bürüksel lahanası, turp, salatalık, soya filizi, karahindibadan oluşan tercihe göre seçilecek, sebzelerden salata yapılacak, salataya zeytinyağı limon veya elma sirkesi ilave edilerek yapılacak.

Hayvansal protein olarak balık, hindi ve tavuk eti ızgarada pişirilerek salata ile birlikte yenecek.

Akşamları ceviz (sabah suda bekletilecek ceviz içi) dışında herhangi bir çerez yenmeyecek, tatlı yenmeyecek, meyve olarak çok tatlı meyveler tercih edilmeyecek.

Not: ALKALİN, sudaki oksijen atomlarının elektron ihtiyacını karşılayarak, Antioksidana dönüştürülür. Böylece, hücrelerimizi oksitlemez.