Duyurular





E-Bülten

Hava Durumu

Döviz

1 $ = 2,95 TL
1 € = 3,34 TL
1013275 Ziyaretçi

ANA SAYFA

SİTENİN FELSEFİ AÇILIMI
TAŞLARIN SİKLON ENERJİ MUCİZELERİ
İnsanın bedeni de topraktaki minerallerden oluşur. Tüm bitkiler de topraktaki minerallerden oluşur.
Bu nedenle; İnsan ihtiyacı olan takviye mineralleri bitkilerden alması kadar doğal bir şey olamaz.
PHYTOTHERAPY= bitkilerle hastaları tedavi bilimidir.Bu bilim, çok etkili bitkilerden hafif etkili bitkileri kapsar ve inceler.

Çok etkili bitkiler de çoğu zaman zehirlenme riski bulunmaktayken , hafif etkili bitkiler zehirsiz ve zararsızdır. Bu avantajlarından dolayı korkusuzca uzun süreler kullanılabilir. Bedenimizde kalıntı ve alışkanlık yaratmazlar.
Günümüzde sentetik-kimyevi ilaçlar çoğu zaman bedenimizde tahribatlar, kalıntılar bırakmaktadır.

Günümüz phytotherapy bitkilerle hastalıklarla tedavi yöntemleri geçmişe göre daha iyi araştırılmış ve son derece iyi sonuçlar alınmaktadır.
Günümüz sentetik kimyevi ilaçlar AİDS’e çare bulamazken; CASTANOSPERMUM (Avustralya menşeili bir bitki) ve SARI KANTARON otunun birleşiminden elde edilecek bir serum ile tedavi yapılabilir.
Yakıotu çayı ise, çağımız erkeklerinin prostat rahatsızlığına kesin çare olmaktadır.
Bitkilerin daha faydalı olmasını istiyorsanız mümkün olduğunca taze olanlarını tercih etmelisiniz.
Bitki çayı hazırlarken kesinlikle kaynatılmamalıdır. Çünkü bitkilerin kaynama katsayıları suyun kaynama kat sayısından daha düşüktür. Aksi taktirde etkili maddeler özellikle de uçucu yağlar yok olabilir.

Eğer hasta, bitkileri kullanmasına rağmen bir iyileşme olmuyorsa, hastanın yattığı ya da çalıştığı mekanın “GEOPATİK” enerji alanları araştırılmalı ve dışına çıkarılmalıdır.
İnsan kendi sağlığını koruyup kollamaz ise, bedenimiz bir gün mutlaka kendini cezalandırır.
PARASELSUS’un dediği gibi, tüm otlar ve bitkiler, tüm denizler ve doğalar bir eczanedir.

Doğal yöntemlerle tedavi; insanoğlu var olduğundan bu yana (hatta hayvanlar) doğasındaki sezgilere uyarak bedensel rahatsızlıklarda ihtiyaçlarını ön sezgileriyle bularak yemektedirler.
 
Yaşadığımız bilim çağında bu sezgilere uymak, kişiye zor gelebilir. Ama bu mümkündür ve gereklidir. Modern insanın yaşam biçimi gitgide doğallıktan uzaklaşıyor ve gücünü idareli kullanamıyor. Sezgilerini yitiriyor.
 
Doğallığını koruyabilen az sayıda insanın ise sezgileri güçleniyor ve toplum tarafından hayret ve hayranlık ile izleniyor. Bu insanlar sezgilerini kullanarak çevresindeki insanlara bozulan sağlıkları hakkında bilgiler aktarıp, tedavi yöntemlerini söyleyebilmektedir.
 
Bitkilerin ana gövdesini, toprakta ilk filizlenen tohumlar oluşturur. İlk filizleme aşamasında tohum bitkiyi ilk aşamada besleyip büyüten bir mineral, vitamin ve etken madde deposudur. Tohumlar bitkinin tüm etken maddelerinin özünü oluşturur.
 
Eğer bitkilerin çiçekleri toplanmaz ise meyve ve tohumlar oluşur. Bitki çiçekleri de tohumların tüm etken maddelerinin özünü oluşturur. Bundan da şu gerçek ortaya çıkmaktadır. Şifa için bitkilerin hem tohumları, hem meyveleri ve hem de çiçekleri aynı oranda şifa verebiliyor anlamı ortaya çıkıyor.

Son yıllarda yapılan araştırmalar göstermiştir ki; Tanı koy-Tedavi et ikilemi arasında sıkışıp kalan yeni Tıp, hastalara doğru teşhis ve tedavi yapamamaktadır. Tanı ve tedaviden olağanüstü gelirler elde eden tıp, artık bilim olmaktan çıkmış ve tamamen endüstri sanayi dalına dönüşmüştür. Hastaların paralarını gasp eden kumar makinalarına dönüşmüştür. Bu ilişki hastanın doktoruna güvenini sarsmıştır.

Hastaneler sadece tanı yöntemlerini yüksek teknolojili cihazlarla, bilgisayar ortamında mükemmelleştirmiştir. Ancak doktor-hasta ilişkilerinde “Hastanın (insanın) yerini hastalıklar, doktorun yerini ise teknolojik cihazların aldığı” yeni ilişkiler almıştır.

Bu gelişmeler, yanlış tanı ve tedavi, hastayı daha az tanıma, hastanın doktoruna güvenini sarsma, daha çok tıbbi komplikasyon, daha fazla sorunlu hasta, materyalist doktorlar ve iyi sonuçlar vermeyen şifacılığı getirmiştir.

News week dergisinde yayınlanan bir yazıda, hasta doktor ilişkileri yeniden değerlendirilmiş;

Dergi, ünlü Macar psikiyatrist Michael DALİNT’in araştırması;

Tedavi edici etkiye sahip bir tıbbın gücünün bulunmadığı durumlarda hastalar en çok maneviyatını geliştirecek alternatif Tıbba başvurduklarını ve alternatif tıptan son derece iyi sonuçlar aldıklarını, üstelik de maliyetlerin hastane sanayi ve materyalist doktorların çıkardıkları maliyetlerin yok denecek kadar çok altında olduğunu belirtmiştir.

Alternatif tıpla tedavi olan hastaların, hem sağlıklarına kavuştuklarını hem de maneviyatlarını yüksek tutarak yeniden hasta olmadıklarını en önemlisi de hastane kapılarında bitkin düşmelerini ve maddi yıkıma uğramadıklarını belirtmiştir.

Kısacası HASTALAR; Hastane (Teknolojik cihazlar) ve materyalist doktorlardan göremediği duygusal yaklaşımı, alternatif tıbba gönül vermiş kişilerden görebilmekte ve manevi huzura erebilmektedirler.

 * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *  

TİMÜS BEZİ - KAPSÜL
(PIRLANTA VE KUARS TAŞLARININ HASTALIKLARDAKİ MUCİZESİ)
 
Timüs biyolojik açıdan incelendiğinde pek bir özelliği olmayan bir organmış gibi algılanabilir. Hatta bilim adamları böyle bir organın varlığı  konusunda çelişkili açıklamalarda bulunmakta; evrim değiştirerek yok olduğunu veya tam tersi yeni oluştuğunu savunmaktadırlar.
 
Timüs bezi, Tirot bezinin kelebeksi kısmının tam ortasındadır. Timüs bezi bağ dokudan yapılmış, ince bir kapsülle çepeçevre çevrilmiştir. Timüs bezinin içinde retiküler, çeşitli hücreler ve lenfositler bulunur. Bu salgılar lenf damarlarını, kan damarlarını ve sinirleri vücudun her yerinde ince bir tabaka olarak sararak hem korur, hem de aktivitelerini güçlendirir. Timüs bezi doğum öncesi ana rahminde ve doğu sonrası lenfosit salgılayarak vücudu bakteri ve enfeksiyonlardan korur.
 
Timüs çocukluk yıllarında fındık büyüklüğünde olup, ergenlik çağında ceviz büyüklüğüne (ergenlik oluşumunu hızlandırır) erişir, yaş ilerledikçe bezelye ve pirinç kadar küçülerek işlevi azalır. Bazı yaşlılarda timüs bezinin ceviz büyüklüğünde kendini muhafaza ederek işlevini (Araştırmalarda Stresten uzak ve kaybetme korkusu olmayanlarda) sürdürdüğü görülmüştür.
 
Timüs bezi (kapsülü) ergenlik çağındaki kız ve erkeklerde ceviz büyüklüğüne ermesinin ana nedeni, kadınlarda ostrojen, erkeklerde testosteron salgısının artması neden olmaktadır.
 
Çünkü ergenlik çağında testosteron ve ostrojen tümüs kapsülünde eğitilebilmesi için yeni iki kapsülcük oluşmaktadır. Bu da ana kapsülün hacmini ve işlevini büyütmektedir. Eğer bu kapsüller gelişemez ise, erkeklerde testosteron eğitimi tamamlanamadığı için erkek kısır olabilir. Hatta biseksüel olabilir. Kadında ise, ostrojen eğitimi tamamlanamadığı için kadın kısır olabilir. Hatta lezbiyen olabilir. İleriki yaşlarda erkekler prostat ve testis kanseri olabilir. Kadınlar da ise, meme, rahim kanseri olabilir.
 
Çünkü eğitilmeyen testosteron ve ostrojen “DİHİDRO” denilen (işlevini yitirmiş) hücreye dönüşebilmektedir.

Bu bozulmuş hücreler de kanserin baş tetikçisidir. Timüs kapsülü yaşlılık döneminde küçülmesinin ana nedeni, yeterince testosteron ve ostrojen salgısının salgılanmıyor olmasıdır. Sonradan gelişen iki kapsülcüğün işlevini yitirerek küçülmesidir.
 
Timüs bezi Tiroit bezinin salgıladığı T hücrelerini içine alarak, fermonte ederek güçlendirerek antikor (savaşçı) haline getiriler ve eğitirler. Bağışık sisteminin mikroplarla nasıl savaşacağı konusunda eğitim ve aktivitesinden timüs salgıları sorumludur. Timüs yaşam ve yaptıklarımızdan haz alma duygularının ana kaynağıdır.
 
Timüs bezi konuşma ve gülümsemenin ana kaynağını oluşturur. Beyni uyararak konuşmayı ve gülümsemeyi aktivite eder. İlgili sinirleri, kasları ve hücreleri harekete geçirir. Bu nedenle çocuk yaşlarda ve yaşlanınca konuşma güçlüğü çekilmektedir.
Timüs bezi aktivitesini yitirmişse; aşırı asabiyet, ani davranış değişiklikleri, konuşmada tutukluk, yapılan esprilere (gülememe) duyarsızlık ve alınganlık olarak belirtiler görülür.
 
Timüs bezinin aktivitesini kontrol etmek için dilimizi üst damağımıza sürerek (vücudumuzda ürperti hissi oluşur) kontrol edebiliriz.
Bir diğer deneyde; Gülme anında boyun ile vücudun birleştiği yere, sağ elimizi koyup bastırıp beklediğimizde timüs bezindeki hararet, hareketliliği hissedebilirsiniz. Stresli ve gergin olduğunuzda da hiçbir faaliyetin olmadığını, yerini soğuk bir terin aldığını hissedersiniz. Aynaya baktığınızda o bölgenin kızardığını görebilirsiniz.
 
Timüs bezinin sağlıklı kalabilmesi ve görevini tam yapabilmesi için, Hipofiz bezinin yeterli Endorfin ve Serotonin salgılaması gerekmektedir. Endorfin ve Serotonin salgıları Tiroit, Timüs ve Kalbe akarak sükunet, huzur ve mutluluğu tetiklerler. Endorfin ve Serotonin salgıları Timüs bezinin ve kalbin kesintisiz enerji kaynağıdır.

"Kanser kuramının formülünü hazırlayan" Nobel ödüllü Avusturyalı Mc.Farlane BURUNER,Timüs bezinin işlevleri artırıldığında,bedenin her türlü kanserden kurtulmak ve korunmak için büyük bir yetenek kazandığını ortaya koymuştur.En önemlisi de kanser riskini ortadan kaldırdığını iddia ve ispatlamıştır.

İçten bir gülümseme ve hoş sohbet konuşmanın, Timüs bezi ile yakın bir ilgisi bulunmaktadır. Aynı zamanda içten bir gülümseme Timüs bezini güçlendirir ve çok etkili kılar, vesvese ve stres yaşandığında da ilk etkilenen organımız "Timüs bezi" mizdir.
 
Timüs kapsülünün üzerine Elmas veya Kuars türü kristaller takı olarak takılması durumunda SİKLON enerji girdabı oluşur. Siklon enerji bedenimize yönelik negatif enerjiyi bertaraf ederek , enerjinin geldiği yere katlanarak geri iade eder. Pozitif enerjiyi ise, kendisi neşreder. Aynı zamanda bedenimize yönelen pozitif enerjiyi katlanarak bedenimize çeker. Kısacası; pozitif enerjiyi çeker, negatif enerjiyi iade eder.

Bilindiği gibi Karbon, yerin çok derinliklerinde kaya ve toprakların altında binlerce yıl sıkışıp kalması sonucu ELMAS kristalleri oluşur. Elmas, kristallerin ve taşların evliyasıdır
.




* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *



ALKALİNLİ BESLENME İLE ZAYIFLAMA

 

Suda bulunan HİDROJEN ve HİDROKSİT İYONLARI, suyun ALKALİK (asidik) özelliğini oluşturur.

Eğer sudaki Hidrojen iyonu fazlaysa su “ASİDİK” Hidroksit iyonu fazlaysa “ALKALİ”su olur. Su ph değeri 7 seviyesinden düşükse su “ASİDİK”ph değeri 7 seviyesinden yüksekse “ALKALİN” sudur.

İnsan vücudunun ph değeri 7.35-7,45 aralığındadır. Alkalin su hücrelerimize daha hızlı nüfus ederek insan sağlığını korur. Alkali su yoğun antioksidan ihtiva eder.  Alkalin suyun ph’ sı 8-8,5 Aralığındadır. Asidik olan her şey insan sağlığına zarar verebilir. Asidik suyun ph’si 7 den düşüktür.

ASİDİK ÜRÜNLER: Beyaz un, şeker, tatlandırıcılar, siyah çay, gazlı içecekler, cips, rafine tuzlar, fast food yiyecekler, alkol, sigara, ketcap, tüm kızartmalar, kahve vb. gibi.

Öfke,kin ve nefret duyguları da asidik etki yaratır.

ALKALİN özellik gösteren maddeler: Salatalık, zencefil, ıspanak, brokoli, turp, soya filizi, buğday çimi, karpuz, zeytinyağı, nane, kekik, deniz tuzu, marul, maydanoz, tere, karahindiba, limon elma sirkesi, su da bekletilen ceviz iç, bürüksel lahanası.

Alkalin Su Nasıl Yapılır;

2 litre suya yarım tatlı kaşığı İngiliz karbonatı atılarak eritilir. Bir bardak ılık suya bir çay kaşığı limon suyu ilave ederek veya bir bardak suya birkaç damla elma sirkesi damlatarak suyu alkali suya dönüştürürsünüz.

İngiliz karbonatı, limon ve elma sirkesi alkali bir madde olduğundan SU ALKALİ SUYA dönüşecektir.

ALKALİ SUYUN en önemli özelliği bedenimizdeki yağları eriterek, hızlı zayıflamayı sağlar.

Zayıflama Kürü;

  • Her sabah aç karnına bir bardak (ALKALİ) su içilecek.
  • Öğleye doğru, mevsim domatesi suyu sıkılarak içilecek.
  • Sabah ve öğle yemeği mutlaka yenecek.
  • Akşam yemekleri yatmadan en az dört saat önce yenecek.

Akşam yemeği marul, ıspanak, tere, maydanoz, brokoli, bürüksel lahanası, turp, salatalık, soya filizi, karahindibadan oluşan tercihe göre seçilecek, sebzelerden salata yapılacak, salataya zeytinyağı limon veya elma sirkesi ilave edilerek yapılacak.

Hayvansal protein olarak balık, hindi ve tavuk eti ızgarada pişirilerek salata ile birlikte yenecek.

Akşamları ceviz (sabah suda bekletilecek ceviz içi) dışında herhangi bir çerez yenmeyecek, tatlı yenmeyecek, meyve olarak çok tatlı meyveler tercih edilmeyecek.

Not: ALKALİN, sudaki oksijen atomlarının elektron ihtiyacını karşılayarak, Antioksidana dönüştürülür. Böylece, hücrelerimizi oksitlemez.